İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

İş ve sosyal güvenlik hukuku bireylerin iş yaşamlarını işçi, işveren ve devlet yönleriyle ele alan ve bireylerin sosyal refahını etkileyecek riskleri önleme ve sosyal güvenliği sağlama amacını taşıyan bir hukuk dalıdır.

İş Hukuku

İş hukuku başka birine bağımlı bir şekilde veya herhangi bir organizasyon/ kuruluş gibi yerlerde yapılan işler sebebiyle ortaya çıkan hususları kapsam altına almaktadır. İş hukuku bağımlı şekilde çalışmanın dışında ayrıca, tarafların yapmış olduğu iş akitlerini de kapsamaktadır. Konunun iş hukukunun sınırları içerisinde değerlendirilebilmesi için işçi ve işveren arasında karşılıklı olarak düzenlenmiş bir iş sözleşmesi bulunması gerekir. Bağımlı çalışma, iş sözleşmesi gibi unsurları tamamlayan bir diğer unsur ise devlettir. Devlet bireysel anlamda güçsüz ve bağımlı durumda olan işçilerin haklarının korunabilmesi amacıyla işçi çıkarlarına uygun düzenlemeler yaparak iş hukukunun önemli bir unsuru haline gelmiştir.

Birleşik Krallıkta başlayarak önce Avrupa daha sonra Amerika ve Avrupa’ya sıçrayan sanayi devrimi iş hukukunu meydana getiren en önemli unsurdur. İnsan gücüne olan ihtiyacın artmasıyla birlikte oluşan işçi sınıfı, devletin sürece müdahil olmaması sebebiyle büyük güçlükler altında düşük ücretlerle çalıştırılmıştır. Kötü çalışma şartlarına bir tepki olarak gelişen kamuoyu baskısı, devletin bu duruma müdahil olmasını zorunlu kılmış, böylece iş mevzuatı ve iş hukukunun temelleri atılmıştır. Ülkemizde ise, loncalar Osmanlı döneminde iş ve çalışma ilişkilerini düzenleyen kurum olarak iş hukukunun temellerini oluşturmuştur.

Sanayi devrimi sonrası etkisini yitiren loncalar sonrası iş hukukuyla alakalı bazı düzenlemeler yapılmışsa da, cumhuriyetin ilanı sonrasında işçilerin hafta tatili ve birtakım haklarıyla ilgili kanunlarla birlikte, hizmet akdine ait bazı hükümler 1924 yılı 394 sayılı yasayla yürürlüğe girmiştir. Modern çağda uygulanan iş hukukunda bireysel ve toplu iş hukuku kavramları anlam kazanmıştır. Bireysel hukuk işçi ve işveren arasındaki ilişkileri düzenlerken, toplu iş hukuku da işçi ve işveren sendikalarının oluşmasıyla ortaya çıkan ilişkileri kapsamaktadır.

Sosyal Güvenlik Hukuku

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kapsamında yer alan ikinci konu ise, sosyal güvenlik hukukudur. Sosyal güvenlik hukuku da, iş hukuku gibi sanayi devrimi sonrasında önem kazanarak, ortaya çıkan toplumsal sorunların çözümünde ihtiyaç duyulması üzerine düzenlenmiştir. Sanayi devrimi İngiltere’de başlayıp gelişmesine rağmen, sosyal güvenlikle ilgili ilk düzenlemeler Almanya’da yapılmıştır. Diğer ülkeler sosyal güvenlik reformlarını Alman devleti tarafından düzenlenen sosyal güvenlik hükümlerini örnek almak suretiyle oluşturmuştur. Amerika ise sosyal güvenlikle alakalı çalışmaları 1929 ve 1930 yıllarında yaşadığı büyük buhran döneminde başlatarak iş ve sosyal güvenlikle alakalı reformları toplum yaşamına dahil edebilmiştir.

Aynı dönemlerde Osmanlıda modern anlamda bir sosyal güvenlik hukuku olmamakla birlikte, loncalar tarafından uygulanan sandıklar oluşturma gibi sınırlı ölçülerde birtakım çalışmalar mevcuttur. Tanzimat döneminde ve ilerleyen yıllarda, sosyal güvenlik adına herhangi bir düzenleme veya reform çalışması yapılmamıştır. Cumhuriyet döneminde sosyal güvenlikle alakalı konuların yer aldığı düzenlemeler 1936 yılının 3008 sayılı iş kanununda yer bulmuştur. 1945 yılından sonra ise, sigorta dalları oluşturulmaya başlanmıştır. TC Anayasasında yer alan 60. madde, devletin her türlü sosyal hakları güvence altına alacağını belirtmektedir. Yapılan reformlar ve iyileştirmeler sonucunda 2006 yılında yürürlüğe giren 5502 sayılı yasayla, Sosyal Güvenlik Kurumu kurulmasına karar verilerek, SSK, Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR gibi kurumların tüzel kişiliğini sonlandırmıştır. 2006 yılında çıkarılan 5510 sayılı yasayla farklı sosyal güvenlik kurumuna bağlı olan tüm bireyler Sosyal Güvenlik Kurumunun bünyesinde bir araya getirilmiştir.